Ayşe teyze bir şehit annesi idi. Oğlu gönüllü olarak gittiği 1974 Kıbrıs Harekâtında Şehit düşmüştü. Ama Ayşe teyze bırakın oğlunun soğuk yüzünü görmeyi kabrini bile sadece bir kez görmüştü.
Uzun yıllar önce daha 28 yaşında iken eşinin vefatının ardından 4 çocuğuyla yaşam mücadelesi vermeye başlayan Ayşe Teyze yaşadıklarını anlatırken ellerindeki ve yüzündeki çizgilere yansıyan hayatın acımasız izleri bu gün gibi aklımda idi. Şehit oğlunun yıpranmış fotoğrafına bakarken sürekli Neredesin Hüseyin’im diyerek hem resmi okşuyor hem gözyaşı döküyordu. Oğlumun mezarı gurbet ellerinde sahipsiz kaldı, gidebilsem arar bulurum kabrini diye ağıtlar yakıyordu.
Ayşe teyzenin en büyük acısı 1974 Kıbrıs Barış Harekâtında vücuduna aldığı 5 kurşunla şehit olan oğlu Hüseyin Göksel’in hasreti idi. Tek istediği ise ölmeden önce oğlunun Lefkoşe de bulunan kabrini ziyaret etmekti. Hatta konuşmasında gözyaşlarını tutamayan Şehit Annesi, oğlunun ölümünden sonra sadece bir kez gittiği kabrinin başında yaşadıklarını ise şu şekilde anlatmıştı; Yemin ederim oğlumun kabrinin ucu biraz açılmıştı. Şöyle ellerimle genişletmek istedim. Biraz kaldırabilseydim mezarın içerisine girip, HÜSEYİNİMMMMM” diye sarılacaktım ama olmadı” dedi.
Dün akşam saatlerinde Ayşe teyzenin ölüm haberini aldım. Yine bir Terör Gazisi olan Süleyman Ege dostum sosyal medyada paylaştığı acı haberde ne yazık ki şehit annesinin yaşamı gibi garip bir şekilde sonsuzluğa uğurlandığını yazdığında yüreğim parçalandı.
Ne kadar acı değil mi? Sen oğlunu bu vatan uğruna şehit ver. Hem de Kıbrıs Barış Harekâtı için gönüllü olan oğlunu gurbet ellerinde kara toprağa ver sonra dile kolay tam 44 yıl, bırak soğuk yüzünü görmeyi, kabrini görmek için hasret ateşiyle yan. Sonra da tüm yaşadıklarını, çektiklerini, özlemlerini, acılarını yüreğine gömerek garip bir şekilde haberi olması gereken yetkililerden, derneklerden kimsenin olmadığı bir cemaat ile kara toprağa gir. Rabbim Rahmetini bol eylesin inşallah. O yıllardır hasret ateşi ile yandığı şehit oğluna kavuştu. Ama bizler duyarsızlığımız ile yine baş başa kaldık.
Yine Bozkır Dereli olan dostum Gazi Süleyman Ege ise sosyal medya paylaşımında duygularını şöyle dile getirmiş, “Bugün Bozkır Dere Mahallemizde Kıbrıs Barış Harekatı’nda 1974 yılında Lefkoşa Boğaz Mevkiinde Rumlarla girilen silahlı çatışmada, vücuduna yediği beş kurşunla şehit düşen Hüseyin Göksel'in annesi "Ceren (Ceren Ayşe) lakaplı Ayşe Göksel annemizi Ebediyete uğurladık.
Ceren Ayşe annemiz 2013 yılında bir televizyon programında kendisine bir soru sorulduğunda demişti ki; "Oğlumu bir kez daha görmek isterim mezarına bir kez daha Gitmek isterim. Şehit oğlumun mezarına ilk yıllar sadece bir kez gittim. Oğlumun mezarına görünce ufacık bir açıklık gördüm. Oradan onun yanına girmek istedim ama olmadı" demişti
Sonra biz de kendisini Kıbrıs Lefkoşa' ya oğlunun mezarına götürmek için plan yapmıştık. Ancak o süreçte rahatsızlandı ve planımızı gerçekleştiremedik.
Aradan yıllar geçti acıları dinmedi. Ayşe teyzemiz her zaman Hüseyin'e olan özlemini dile getirdi. O kadar yürekli bir anne ki devletin kendisine verdiği kefenini bile kullanma yerine alın teri ile kefen harçlığını biriktirdi. Kendisi eğirmeç ile yün eğirerek kazandığı paralardan kefenini aldı ve altını üstünü ayırdı. Çocuklara da vasiyet etti "beni bu kefene sarın" diye.
Yokluk günlerinde yetimlerine 20 gün ekmek yedirememiş. Çocuklar açlıktan halsiz düşünce "komşular utaşın" (yetişin) diyerek çığlık atmış, yetişen komşuların içirdiği ayranla hep birlikte yeniden hayata tutunmuşlar.
Öğle ezanı okunurken öyle bir fırtına çıktı ki, namaz saatinde sağanak yağmura çevirdi. Biz yağmurda nasıl namaz kılacağımızı ve mezara nasıl çıkaracağımızı düşündük istemeden. Sonra bir anda bir şey oldu. O simsiyah yağmur bulutları dağıldı. O rüzgarlar durdu. Pırıl pırıl bir güneş açtı ve Ayşe teyzemizi Hüseyin'inin yanına uğurladık. İnşallah cennette kavuşmuşlardır.
Lakin gözlerimiz bir Şehit annesine gösterilecek devlet vefasını aradı. Bu vatanın sahipleri o ilçenin yöneticileri Garnizon Komutanı, Belediye Başkanı devletin sahibi Kaymakam olmalıydı. Vahlı Vacet (Her halde) daha önemli işleri olduğu için cenazeye katılamamışlardır.
Aksi halde, cenazeden haberlerinin olmadığını düşünmüyorum. Haberleri var da gelmediler ise ayıp, haberleri yoksa daha büyük bir ayıp ettiler.
Bu arada taziye için gelen bir jandarma devriyesi, aileye başsağlığı dileğinde bulundu. Bu da güzel bir şeydi ama gönül isterdi ki o ilçenin Kaymakamı, Belediye Başkanı, Garnizon Komutanından birisi dahi cenazeye katılsaydı.
İnşallah vefasızlık değil de vazifenin gerektirdiği bir durumdan dolayı katılamamışlardır. Öyle düşünmek istiyoruz aksini düşünmek istemiyoruz.
Devletimiz vefalıdır. Ve bu vefalı Türk ailesine her zaman sahip çıkacaktır. Yine de sağ olsunlar var olsunlar. Başımızdan eksik olmasınlar.
Yoksa Çanakkale Zaferini ve Şehitlerimizi andığımız bu hafta da yapılan her faaliyetin göstermelik olduğu ortaya çıkar ki, o daha fena daha fena...
Ayşe teyzemizin gençlere son nasihati: "Allahtan korksunlar kuldan utansınlar" olmuştu.
Ayşe Teyze Nur içinde uyu. Bize de Allah'tan korkmak, kuldan utanmak düştü.


